Mersin - Erdemli

İLÇENİN TARİHİ

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonra, Silifke İlçesine bağlı küçük bir yerleşim iken, 1 Haziran 1954 tarihinde ilçe olmuştur. Turizmi, tarihi zenginlikleri ve doğal güzellikleri açısından önemli bir gelişme potansiyeline sahiptir. Erdemli, Mersin’in 37 km batısında ve Akdeniz kıyısında kurulu bir ilçedir. İlçe sınırları içerisinde tarihi ve turistik yerlerin yoğun olması ve narenciye üretiminin büyük bir bölümünün bu ilçede yetiştirilmesi ilçenin il içerisindeki önemli konumunu göz önüne sermektedir. Erdemli adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, 15. yüzyılda İç Anadolu’dan geldiği sanılan “Erdemoğulları” adındaki bir Türkmen aşiretinin (Erdem Bey adındaki aşiret beyi) adından geldiği belirtilmektedir. Erdemli; Hititler, Selefkoslar, Romalılar, Bizanslılar, Mısırlılar, Karamanoğulları ve Osmanlılar devrini yaşamıştır. 1953 Yılına kadar köy olan Erdemli, Silifke İlçesine bağlı küçük bir yerleşim yeri iken, 01 Haziran 1954 tarihinde Silifke’nin Yağda Bucağı ile Mersin’e bağlı Elvanlı Bucağının birleştirilmesiyle ilçe olarak kurulmuştur. COĞRAFİ DURUMU Erdemli doğal güzellikleri zengin Akdeniz kıyısında şirin bir ilçedir. Doğusu Mezitli , batısı Silifke, kuzeyi Karaman ve Konya, güneyi Akdeniz ile çevrilidir. Yüzölçümü 2.078 km²’dir. Bu alanın % 62’si orman, % 17’si tarım alanı, % 21’i mera, taşlık ve kayalıktır.
Tarihi Mekanlar

KORYKOS (KIZKALESİ)

Mersin’in 60 km. güneybatısında, Kızkalesi Beldesi’nde yer almaktadır. Silifkeye olan uzaklığı ise 25 km. kadardır. Herodotos’a göre kent, Korykos (Gorgos?)adında Kıbrıslı bir prens tarafından kurulmuştur. Korykos adına ise İ.Ö. 1. yüzyıl başlarında Seleukos kralı IV. Anthiokos’un ölümünden sonra çıkan karışıklıklardan yararlanarak bağımsızlığını ilan ettiği sıradaki sikkelerin üzerinde rastlanmıştır. Kuzeydoğudan güneybatıya değin limanı da kapsayan, doğuda Elaiussa- Sebaste’ye, batıda Cennet-Cehenneme kadar uzanan bu yerleşimle ilgili en erken bilgiler Hellenistik Dönem’e aittir. Bu dönemde ana kaya üzerine kurulmuş poligonal örgülü duvar işçiliği taşıyan mekanlar görülebilmektedir. Bir müddet Mısırlılar’ın eline geçen Korykos, III. Anthiokos zamanında İ.Ö. 197 yılında Mısırlılar’dan geri alınmıştır. İ.Ö. 80’de Roma egemenliği altına girmiş, İ.Ö. 20’de Kappadokia kralı Arkhelaos’un eline geçmiştir. Roma ve onu izleyen Bizans egemenliği sırasında büyük bir liman kenti olmuştur. İ.Ö. 2. yüzyıldan beri bilinen bir Polis (şehir,kent) ,İ.S. 3. yüzyılda ise Sebaste’ye bağlanan bir Kome (köy) olmuştur. Daha sonra I. Shapur döneminde Sasaniler’in yıkımı ile karşı karşıya kalmıştır. Bu dönemden sonra tekrar canlanan Korykos’un bu durumu daha çok anıtlarda gözlenmektedir. 5. yüzyılda Hierokles kente bir düzenleme getirmiştir. Böylece başkenti Tarsus olan Kilikia I’in kentleri arasında Korykos’ta yer almıştır. 479 yılında Korykos ve Sebaste’ye Isaurialılar hakim olur. 6. yüzyılda Antakya patrikliğine bağlı Tarsus’un altında yer alan Korykos, Tarsus’a bağlı bir piskoposluk, 1136-1394 yılları arasında da Latin başpiskoposluğu olmuştur. Tanınan piskopos isimleri arasında Germanus (İ.S.381), Salustios (431), Iohaninus ( 680-681-690) sayılabilir. Bir yazıda ise piskopos Indakos ( 516-518) ismine rastlanmıştır. Korykos’ta 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen çok sayıda yazıt bulunmaktadır. Bu yazıtlarda hem mesleklere ait bilgiler hem de Hıristiyan olduklarına dair bilgiler edinilebilmektedir. Bu yazıtlardan yine Kızkalesi’nin önemli bir liman olduğu, burada çalışan işçilerin varlığı, onların zaman zaman komşu Korasion’a giderek ticaret yaptıkları anlaşılmaktadır. Korykos 690-91 yıllarında hala Kilikia I Eyaletine bağlıdır. 7. yüzyıl başında Sasani, yüzyıl sonunda ise Araplar’ın eline geçmiştir. 9-10. yüzyıllarda Seleukeia Tema’sına ait olmuştur. Adı 10. yüzyılda Arap initerarı içerisinde Korasion’la birlikte, “Qurqos” olarak geçmektedir. 1099 yılında gelişmelerin yeniden başladığı gözlenmektedir. Bu yılda İmparator I. Alexion, Mimar Megas Drungarios Eustatias’a karadaki kaleyi yaptırmıştır. Aynı mimar Silifke Kalesi’nide yapmıştır. Her iki kalede İstanbul’dan kutsal topraklara deniz yolu ile gitmek isteyenler için birer konaklama yeri olarak kullanılmıştır. 12.yüzyılın başlarında Küçük Ermeni prensi I. Constantin buraya hakim olmuştur. 1137’de tekrar Bizanslılar’ın eline geçmiştir. 1163 yılında tekrar Küçük Ermeni Krallığı olur. 1191 yılında Fransa kralı Philip Hac’dan dönerken buraya uğramıştır. Korykos’ta 1267 yılında Cenevizliler’in bir ticaret gemisi saldırıya uğrayınca Ermeni Krallığı ile Cenevizlilerin arası açılmış 1271’de tekrar iyişleşme görülmüştür. 1275 yılında Memlük sultanı Baybars döneminde safranın üretildiği bir yer olarakta çok önemlidir. Hetum hanedanından Korykos’un son beyi Osin 1329 yılında öldürülünce IV. Leon’un egemenliğine girmiştir. Bu da öldükten sonra 1361’de bir ara Karamanoğulları’nın baskısıyla karşılaşan Korykos halkı Kıbrıs Krallığı’ndan yardım istemiş ve Kıbrıs’ın himayesine girmiştir. 1375’te Kıbrıs’ta bulunan Lusignanlar her zaman Korykos bağlantılı olmuşlardır. 1448’te de Karamanoğlu II. İbrahim tarafından fetih edilmiş, 1473-74’de Osmanlılar’ın eline geçmiş ve zamanla önemini kaybetmiştir. Cem Sultan 1482 yılında Temmuz ayında Rodos şövalyelerinin yolladığı gemiye binmeden önce Mersin’den buraya gelmiş,Kızkalesinde kalmış, Anamur üzerinden de İtalya’ya gitmiştir.

SUR KALINTILARI

Korykos’a ait sikkelerde Tyche’nin başında duvarlı kent surları tasvir edilmiştir. Bunlar İ.Ö. 1.-İ.S. 1. yüzyıllarda var olan kent surlarını gösteriyor olmalıdır. Bu erken dönemdeki kent surunun kalıntıları bugün rahatlıkla görülememektedir. Yeni kent suru ilk olarak İ.S. 4. yüzyılın sonunda yapılmıştır ve bu sur nekropol alanını da içine almaktadır.

LİMAN

Korykos örenyerine ait kalıntılar arasında en önceliklilerden birisi limandır. Korykos limanıda Sebaste ve Aigaiai gibi Suriye donanması tarafından kullanılmıştır.

KIZ KALESİ (DENİZ KALESİ)

Beldenin adını aldığı ve Deniz Kalesi olarak da anılan Kızkalesi, belde sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulmuştur. Kıyıya uzaklığı bulunduğunuz yere göre değişmekle birlikte ortalama 600 m. kadardır. Burada bulunan bir yazıttan 1199 yılında I. Leon tarafından yaptırılmış olduğunu öğreniyoruz. 1361’de Kıbrıs Krallığı tarafından zapt edilmiştir. Strabon , Roma Dönemi’nde korsanların burasını barınak olarak kullandıklarından bahsetmektedir. Bu kalede Bizans ve Ermeniler tarafından karadaki kale kadar önemsenmiştir. Kalenin girişi kuzeydedir. Burada da devşirme malzeme kullanılmıştır. Yine zaman zaman moloz taşların kullanıldığı yerler büyük bir olasılıkla Lusignanlar dönemine ait olmalıdır. 192 m. uzunluğundaki mazgal delikleri açılmış kale suru üzerine 8 tane üçgen, dörtgen ve yuvarlak biçiminde burçlar oturtulmuştur. Batıdaki sur boyunca uzanan iyi korunmuş bir galeri ile buradan denize açılan bir kapı bulunmaktadır. Mersin Müzesi tarafından yapılan temizlik kazısı sırasında kalenin orta alanında bir yapı kompleksi ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı kompleksi içerisinde bir şapel bulunmaktadır. Yapı topluluğu ile müşterek plan veren bu şapelin, kalenin avlusunda bulunan diğer şapelden daha eski olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca tabanda mozaiklerin yanı sıra opus sectile zemin döşemesi de uygulanmıştır. Çevresindeki odalar orta mekandaki salona açılmaktadır ve kare planlı odaların zemini kuzeye doğru yükselmektedir. Taban mozaiği üzerinde yuvarlak saç örgüsü içinde beş satır yazı ve alanın batı köşesindeki revak üzerinde de başka bir yazıt bulunmaktadır. Ancak yazıtların sayısı daha fazladır. Kale avlusu içerisinde sarnıçlar ve işliklerde yer almaktadır. Kızkalesi’nin farklı yerler içinde anlatılan (İstanbul-Kız Kulesi) bir de söylencesi vardır: “ Vaktiyle bir kral varmış. Çok sevdiği tek kızının geleceğini öğrenmek için bir falcıya danışmış. Kızının yılan tarafından sokularak öleceğini öğrenince , Prenses için bu kaleyi yaptırmış. Böylece onun can güvencesini sağladığını zanneden kral, bir gün kızına bir sepet üzüm göndermiş. Ne var ki sepette gizlenen yılan kızı sokarak öldürmüş.